HESAPLAŞMA VE ORUÇ
M. Tuncer Boz

M. Tuncer Boz

HESAPLAŞMA VE ORUÇ

HESAPLAŞMA VE ORUÇ

 

Kainatın herbir zerresinin münferiden ve müçtemian yani tek tek ve toplu olarak acz ve fakr dili ile zikrettikleri Sani-i Hakim olan Allah'a hadsiz senalar ve şükürler olsun, ve şu kainatın yaratılış hikmetini, eşya arasındaki sebep ve sonuç ilişkisini, herşeyin maslahat, fayda ve hikmet boyutunu binbir esmai ilahiye ile tarif eden Üstad-ı küll, Ferid-ü Kevnü zaman, Muallimi ekber Hz. Muhammed (s.a.v) e ve ümmetine salatü selamlar olsun. Nassı Kuran ile Hadisin ifadesi ile bin aydan daha hayırlı olan Ramazanı şerifinizi tebrik eder tüm islam alemine rahmet ve bereket getirmesini Cenab-ı erhamürrahimin olan Allah tan niyaz ederim.

 

Şu Ramazanı şerifin çok hikmetleri insanlığa faydaları vardır tafsilatını terk ile mücmel bir şekilde beyan edeceğim.

 

Oruç şeairi islamiyenin azamlarındandır. Nasılki tesettür, minare, ezan İslamiyet’ten haber verir öylede bir ferd ben oruçluyum diyorsa o ferdin Müslüman olduğunu beyan etmeksizin Müslüman olduğu anlaşılır. Hem muhkemattır inkar edilemez zira emri ilahidir. ‘’ Bakara suresinde Ey iman edenler! Allah’ karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı’’ buyurularak bütün ehli imanı bu dini vecibeyle mükellef kılar. Kadir gecesinin de içinde münderic olduğu şu ayda tövbe ve istiğfar ile seksen sene bir ömrü bakiyi kazanabilir bir rahmet ayıdır. Hadisi şerifte vardır ki, kim sevabına inanarak kadir gecesini ihya ederse, geçmiş günahları affedilir. Demek ki bu mübarek ayda İmanın ve islamın bütün şartlarına aklen ve kalben iman ile birlikte ihlas ve samimiyet ile ibadet ve itaate yönelse, tövbe ve istiğfar ile onun rahmetine iltica etse geçmiş günahları affedilir. Elbette böyle bir hediyeyi Rahman-i ve ikramı Rabbaniye her daim muhtacız ve böyle bir ihsan dan uzak durmak aklın karı değildir. Şuurlu her Müslüman kemerbeste-i ubudiyet içinde iki büklüm olup onun huzuruna varmalı ona sığınmalı, acizliliğini ve fakirliğini vesile yapıp ondan günahlarının affı için yakarmalı’’ Efendimizin Aişe validemize söylediği Allah ım sen affetmeyi seversin beni affet beni bağışla demeli" ta ki kalp ve ruh endişe-i istikbal ile her daim yaralanmasına ve bütün sevdiklerinden birgün ayrılıp muzdarip olmasına karşı iman ve itaat ile rahat bir nefes alsın. Tekrar bir gün onlarla görüşeceğini düşünüp o mülahaza ile namaz, oruç, zekat gibi farzlarını eda ile ahiretine ciddi bir hazırlık yapıp hem onlar hem kendisi müferrah olsun, her cihetle sevinsin ve her iki dünyanın saadetine nail olsun.

 

Kulun Yaratıcısına karşı muhabbetinin ve itaatinin bir ispatı olan Orucun insanın hem hususi hayatına, hem nefsin terbiyesine hem de toplumsal hayata bakan yönü vardır. Hem Cenab-ı hakkın rububiyetine ve verdiği nimetlerin şükrüne bakan yönleri var bizde daha çok buraya değineceğiz ki Rububiyet ve itaat arasındaki lazımiyet bir derece anlaşılsın. Zira Rububiyyetin saltanatı ubudiyet ve itaati ister. Şu ubudiyetin tarzı mükemmeli ise Hz. Muhammed (s.a.v) de görülmüş ve ümmete yol gösterici ve tarif edici bir öğretmen olmuştur. Onun gösterdiği yol ise nefsi çirkin istek ve arzularından arındırmak, ulvi bir ahlakı tesis, ruhu kemalata teşvik, zulmü bertaraf etmek adaleti icra ve tatbik etmek, aklı istikamete sevkedip hak ile batıl arasındaki farkı izah ile hakka davettir. İman ve marifet ile insanı en ulvi mertebelere sevkedip insaniyete layık bir makama çıkarır ve yeryüzünün halifesi yapar. Zira kendisinden söylemiyor Üstad-ı Ezelisi olan Allah’tan ders alır öyle söyler. Hem orucun çok önemli toplumsal yaraları tedavi eden muhtelif yani çok çeşitli hikmetleri faideleri vardır, zengin ile fakir arasında bir muhabere ve yardımlaşmaya medardır. Zira zengin ancak açlık ile fukaradaki haleti ruhiyeyi, geçim sıkıntısını tam hissedebilir ve ancak o ruh haletiyle minnetsiz bir yardıma teşebbüs edebilir. Bu da ancak zekat ve onun mütemmimi olan sadaka ile olur. Zira zekatın minneti yoktur, şu manaya gelir ki; zengin ben kendi malımdan sana verdim diyemeyecek belki Allah ın emaneten verdiği mülkünden size ayrılan kısmını size verdim der ve böylece fukara dahi bu manevi baskı altında ezilmeyecektir. O dahi teşekküratını zengine değil Allah a yapar ve o zengini üzerine düşen vazifeyi bihakkın ifa ettiği için tebrik eder ve ona karşı bir dostluk peyda eder duacı olur.

 

Evet isyan ve nefret ateşini söndürecek şey ancak şefkat ve muavenettir, birbirini düşünmek yekdiğerinin derdiyle dertlenmektir. Böylece fakirin burjuvazi denilen zengin kısma karşı isyan ve nefret ateşi bir derece sönebilir, hürmete kalbedebilir. Ancak aralarındaki hattı muvasala böyle temin edilebilir. Evet sınıf çatışmasına sebep olan şu zengin ve fakir arasındaki kavga ve kargaşaların bertaraf edilmesi ancak İslamiyetin bir rüknü olan zekatın tatbikiyle olur. Zira ibadet maksadı ile olduğundan kimse incinmez, kimsenin minneti altında kalıp ona karşı boynunu bökmez. Bu yardım anlayışının hakkı ile yapılabilmesi için oruç vasıtasıyla zenginin bunu tam hissetmesi lazım ki fakirlerin vaziyetini bihakkın anlasin. Pekiyi Namaz, Zekat ve oruç gibi ibadetteki maksat nedir, Evvela şu bilinsinki ibadetteki asıl maksad sevap ve ecir değildir veya olmamalıdır. Belki onun çok ötesinde olan Rızayı İlahi ve İltifatı rahmanidir. Çünkü ubudiyetin daîsi emri ilahidir, netice ve semeratı ise uhrevidir. Demek ibadetteki asıl maksat emri ilahiye itaattir, tazimdir, şükürdür. Neticesi ise ahirette verilecektir bu dünyada beklenmez ve beklenmemeli. Eğer dünyevi matlublar, yani istekler ve beklentiler o ibadete asıl sebep ve illet gösterilse zaten o ibadet batıldır. Amma zayıflar için o beklentiler müreccih yani ibadete şevk ile yönelmesi için tercih edici bir faktör olması belki caizdir. Şu kainatta vaz edilen envaı-ı türlü ihsanlar binler çeşit nimetlere karşı teşekküratını ifade, memnuniyetini hal ve kal diliyle ibraz etmektir. ve yine biline ki şu dünya da insanın zihnini meşguliyete sevkedip hayret ettiren bütün güzellikler ve mükemmelikler Allah ın Celal ve Cemal sıfatlarının tecellileridir. Kalbin muhabbet ve aşk ile meftun olup cazibesine kapıldığı bütün canlıların ve cansızların ihtiyacı olup o hacetlerini karşılamakta aciz kaldıkları bütün ikram, ihsan ve lütuflar Cenabı Hak tan olup, onun esmasının bir tezahürüdür. Evet anne rahminde bir çocuğun iktidar ve ihtiyardan mahrum bir vaziyette iken en çok temkin, dikkat ve ihtiyata mecbur olduğu bir zamanda ihtiyacının harika bir şekilde yerine getirilmesi ancak bütün varlıklara şümullu bir rahmetin cilvesidir. Evet o rahmet ve ilim bulunmasa idi o ana rahminde her daim tazelenen ve vaziyet değiştiren binler canlı fabrikaya benzeyen o küçücük mekanda binler belki yüzbinler kimyager, biyolog ve doktor bulunmaları lazım olacaktı ki o vaziyet muhafaza edilsin, o zayıf yavrunun ihtiyacı karşılansın, tedarik edilsin. Bütün yavrular bu mikyas ile tasavvur edilsin. Bir tek yavrunun ihtiyacının bu kadar güçlük ve imkansızlığın içinde bu kadar kolay ve zahmetsiz görüldüğünü müşahede edilsin Ta ki Azameti ilahiyenin yanında o lütfu rabbaniyi müşahede etsin ve bütün canlı mahlukatına bakan rahmetini görsün ayılsın. Sübhanallah, elhamdülillah ile hayret ve muhabbetini ilan etsin, hem Allahü Ekber ile onun azametine ve hakimiyetine karşı kemali acz ve fakr ile kulluğunu ilan etsin. Şimdi bütün canlı ve cansız mahlukatı hayal dünyana misafir et, aklınla muhakeme et, o kadar kargaşa ve karışıklığa sebebiyet veren vaziyetin içerisinde hadsiz kolaylık ve düzen ile sonuçlanan sistemi gör, elbette her akıl sahibi anlar ki o sanaat perdesinin arkasında herşeye gücü yeter herşeye hükmeder bir Sani-i Hakim, bir Kadir-i küllişey vardır. Herşeyin herşeyle münasebetini ve uyum noktalarını ilmiyle bilir bir Alim-i küllişey ve herşeyden her daim haberdar, onlara tam ihtiyaçları vaktinde yardım eden Kudret sahibi olan bir Allah vardır. Bütün bu yardım ve ikramlara karşı bir teşekkür burcun vardır, ve ona itaat ettiğinin bir sembolü olan Ubudiyet vazifen vardır. Onun rububiyyetine karşı ubudiyetinle muvazafsın, Sen bu vazife ile mükellefsin, vazifeni ifa et mukabilinde mühim bir fiyat alacaksın. Zira her amelin muhafaza ediliyor, muhasebeni iyi yap ta ki bu dünyada paşa iken ahirette bir müflis bir nefer olmayasın, selametle kabir kapısını çalıp saadeti ebediyeye giresin.

 

Demek ibadet ile iman arasında telazum vardır. Diğer bir ifadeyle birbirinin lazımıdır, olmazsa olmazıdır. Zira Allah a iman eden elbette ona itaat edecektir. Ve itaat yolları içinde en güzeli, en doğrusu ve en kısası Kainatın iftharla yad ettiği Hz. Muhammed (s.a.v) dir.  Ey insan! Aklını başına al. Hiç mümkün müdür ki: Bütün enva'-ı mahlukatı sana müteveccihen muavenet ellerini uzattıran ve senin hacetlerine "Lebbeyk! dedirten Zât-ı Zülcelal seni bilmesin, tanımasın, görmesin? Madem seni biliyor, rahmetiyle bildiğini bildiriyor. Sen de onu bil, hürmetle bildiğini bildir. Ve kat'iyyen anla ki: Senin gibi zaîf-i mutlak, âciz-i mutlak, fakir-i mutlak, fâni, küçük bir mahluka bu koca kâinatı müsahhar etmek ve onun imdadına göndermek; elbette hikmet ve inayet ve ilim ve kudreti tazammun eden hakikat-ı rahmettir. Elbette böyle bir rahmet, senden küllî ve hâlis bir şükür ve ciddî ve safî bir hürmet ister. Bununda anahtarı Bismillah ve şiarı yani sembolü namaz, oruç ve diğer ibadetlerdir. Orucun en efdali cenabı hakkın yanında en makbülü ise yine Bediüzzaman ın ifadesiyle: Mide gibi bütün duyguları; gözü, kulağı, kalbi, hayali, fikri gibi cihazat-ı insaniyeye dahi bir nevi oruç tutturmaktır. Yani: Muharremattan, malayaniyattan çekmek ve her birisine mahsus ubudiyete sevketmektir. Meselâ: Dilini yalandan, gıybetten ve galiz tabirlerden ayırmakla ona oruç tutturmak. Ve o lisanı, tilavet-i Kur'an ve zikir ve tesbih ve salavat ve istiğfar gibi şeylerle meşgul etmek... Meselâ: Gözünü nâmahreme bakmaktan ve kulağını fena şeyleri işitmekten men'edip, gözünü ibrete ve kulağını hak söz ve Kur'an dinlemeğe sarfetmek gibi sair cihazata da bir nevi oruç tutturmaktır. Zâten mide en büyük bir fabrika olduğu için, oruç ile ona ta'til-i eşgal ettirilse, başka küçük tezgâhlar kolayca ona ittiba ettirilebilir.

 

Ey Kardeş şu makaleyi dikkatli bir nazarla oku, zira Kuran üslübu içerisinde ifade etmeye çalıştım, bugün Türkçesiyle çok barışık değil, hem kıymettar bir elmasın kıymetli bir kılıfı olmalı, manasına giydirdiğim elbise zamanın modasına uygun değil. Malumdur ki bir şeyle meşguliyet kıymet ölçüsüne göre olmalı siz de dikkatinizle bu bu fakire yardım edin. Duanızı bekler selam ve hürmetlerimi sunarım.

 

       Yazyurdu İmam Hatibi Tuncer Boz 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar